21 Mart 2012 Çarşamba

Rüzgar tepesinin, rüzgar çiçekleri


Sorgulayan akıl, önünde apaçık duran görüntünün, daha derinlerine inerek yarattığı farkındalıklarla, özellikle varoluşa anlamlar vermeye çalışır.
Sıradan bir merdiven, bir araç olarak görülürken, ayni zamanda daha yüksek bir gerçeğe doğru yükselmenin gereğinin anımsatıcısıdır.
Yüzlerce binlerce simgeleştirilen obje,  bizi varoluşun evrensel gerçekleri üzerine düşünmeye  sevkederek bireyi evrenle uyum içinde yaşamaya yöneltir.
Rüzgar tepesinde nihayet anemon'lar açtı.

Nereye baksam, rüzgar çiçekleri, otların arasında kırmızı kırmızı ışıldıyor. (Anemos, Yunanca da rüzgar anlamına gelir).       
Ve rüzgar çiçeği, çok kısa olan ömrü nedeniyle, yaşamın gelip geçiciliğini temsil edermiş eski insanlara..
Çok Yakında, Uyku ve rüya tanrıları Hypnos ve Morpheus'un gelincik'leri açacak anemon'ların hemen ardından.
Ve onlar, kan kırmızısı renkleriyle,  kış mevsiminin ölümünü ve  baharın bereketini simgeleyecekler.

19 Mart 2012 Pazartesi

Sessizliğe uyanmak


Yağmurla uyandım.
Yoğun bir sis, verendamdan mor dağlara kadar her yeri yorgan gibi sarmış.










Sis ve pus , belirsizlik ya da uyanıştan önceki anın simgesidir.
Taoistler onu insanların aydınlanmadan önce geçmeleri gereken hale benzetir.
Neden bana hep, derin bir huzur duygusu ve mutluluk verir, bu puslu, sisli dünyalar...
Belirsiz bir geleceğin güzelliğine ya da çocukluğumun masallarına duyduğum bir özlem mi yaratıyor bu yoğun duyguları ? 

*Aksu ovası ,rüzgar tepesinden görünüm 18/3/2012  


15 Mart 2012 Perşembe

Kızım güzeldir, hem de çok güzel....

Doğa yasalarını gerçeklik duygumuzla, evrendeki uyumu ise güzellik duygumuzla kavrarız.
Hoş olan ya da olmayan, güzel ya da çirkini yaratan şeylerin, çoğu kez benim kavrayış eksikliğim ve algılama darlığım olduğunu gördüm. 
Doğa yasalarını kavrayarak, fiziksel güçler üzerinde hakimiyet kurarız. 
Ama ben böylesi bir hakimiyet yerine, gelişmiş bir güzellik duygusuna sahip olmanın mutlu bir yaşam için daha önemli olduğuna inanıyorum.  
İnsanların, dünyaya kendi çıkarlarının penceresinden bakma alışkanlığından kurtulduklarında, her yerde mevcut olan güzelliğe ilişkin doğru bir bakışa sahip olabileceklerine inanıyorum.
Kimileri, ağzından dışarı fırlayan kazma gibi dişiyle dünya güzeli kızımı çirkin bulabilir.
Ama hiç ama hiç öyle gelmiyor bana, tersine bu onun güzelliğini özgünleştiriyor.
Bize hoş gelmeyen çirkin olmak zorunda olmayabilir.
Salt iki kişi arasında yaratılan kimi güzellikler vardır,
keşke tüm evrene böyle bakabilse insan. 
Ancak böylesi bir duygu, dünyayı sevgi ile kavramamızı sağlayacaktır. 

Sonrası coşkudur.
Mutluluktur...

Yaban Sümbülleri


Dağlardayım.
Kışın soluk örtüsü, erken yazın yeşiline dönüyor yavaştan
Papatyaların beyazı,  seçilmeye başladı.
Çok geçmez, anemonlar silinir ve nazenin  gelinciklerin kırmızısı salınmaya başlar otların arasında..
Sonra, binlerce çekici koku rüzgarlara karışıp vadide gezinecek.
İlkbahar geliyor, kokusu, ışıltısı, ılıklığı ile  doğa gülümsüyor sanki.

Yaban sümbüllerini, birkaç santime  ulaşan boyları nedeniyle çoğu kişi tanımaz.
 Üstüne basılıp ,farkına varılamayan, çimenleri oluşturan çiçeklerdendir onlar.
Yıllar önce dağlarda, otların üstüne uzanmış gökyüzünü seyrederken, keskin kokularını algıladığımda tanışabildim.

Bahçem, pembe mor, kırmızı sarı, beyaz sümbüllerle dolu.
Güzel ve çekici kokuları var.

Ama yaban sümbüllerine her baktığımda ve kokladığımda, anlayamadığım, tanımlayamadığım bir mistik güzelliği algılarım.


13 Mart 2012 Salı

yaşam ne kadar güzelmiş !


Hala kulaklarımdan gitmiyor.
Son derece duygusal ve içtendi.
Yetmiş küsur yıldır görmeden baktığı  sonbahar  güneşini, kır çiçeklerinin  ve sararmakta  olan yaprakların   güzelliklerini  anlatırken şaşkındı.
Karıncaların, bilinçaltında belki de kendine benzettiği telaşlı koşuşturmalarında, farkına vardığı metafizik bir  boşluğu vurguluyordu.
Şimdi artık yaşamayan ak saçlı dostumun, renkli güzel gözlerinde gördüğüm derin hüzün beni düşündürdü
Soramadım, belki de cesaret edemedim.
Aslında o, yıllardır bilincinin derinlerinde çoğalan bir özlemini dile getiriyordu.
Bir şeyleri  yeniden fark etmiş ve yaşamaya başlamıştı.
Söylemini şu cümleyle bitirdi
Yaşam ne kadar güzelmiş!
İnsanoğlunun sadece çocukluğunda ve yaşlılığında, yaşamın güzelliklerinin farkına varabilmesi, belki de onun en ilginç özelliklerinden birisi.
En güçlü ve en olgun  dönemlerinde ise, şaşılacak bir şekilde duyarsızlaşıyor.
Yaşamının bugünde, düşüncelerinin ise ancak geçmişte dolaşabildiğini bir türlü anlamak istemiyor.
İçinde yaşadığı toplum ondan bilinmez bir gelecek için  şimdiyi  feda etmesini  önerir.
Verilen değişmez örnek,  kapıda üşüyen aç cırcır böceği ve içerideki varlıklı karınca.
Ama acaba neden hep uç noktalarda dolaşan, tembel bir cırcır böceği ve köle gibi çalışan karınca örnek seçilir.
Çılgınca çalışarak, toplumun önemli bulduğu bir takım sanal hedefler arasında sıçrarken bastığı toprağı bile göremeyen insanların çağı.
Çok şeye sahip olduğunu sanan, ama yaşlılık  günlerinde gerçekte sahip olması gerekenlere asla sahip olmadığını  bilenlerin yüzyılı.
Herkes gençleşmeye çalışıyor.
Ama sadece yaşlılıklarını durdurmaya çalıştıklarını  kimse anlamıyor.
Önceki yüzyıllarda toplumun değerli insanları yaşlılar iken, şimdi onları görmek bile istemiyoruz.
Yatırımın neden  çocuklar ve gençler üzerine yapıldığını düşünmemiz gerekir.
Onlar da yaşadıkları sanal dünyanın hiç bitmeyen  masallarıyla, hoyratça ve akıllarını kullanmadan en güzel günlerini yaşamadan bitiriyorlar
Farkına vardıklarında da yapacakları bir şey kalmıyor.
Bizi mutlu edecek bir felsefenin  salt akılcı ya da duyumsal bir temele dayanması gerektiğinde bende birçok düşünür gibi ısrarcı olamıyorum, belki sezgisel , akıl ötesi ve duyum ötesi şeylere de dayanabilir.
Dünyanın geldiği bu noktada  bütünleyici felsefelere ihtiyacımız  olduğu çok açık olarak görülmektedir.
Uzlaşma yolları bulmalıyız.
Tüm insanlar artık bilmeli ki, insanlık, tüm bilgeliğini  bilgisini, güzelliğini ve özellikle paylaşımcı ve bağışlayıcı sevgi ya da yaşam saygısını seferber ederse bir türlü elde edemediği mutluluğa yaklaşacaktır.*
Acaba akıl insanlara bir ceza olarak mı verildi.
Yoksa, akıl dediğimiz şey insanı diğer canlılardan ayıran hastalığımı?

8 Mart 2012 Perşembe

Sinan hoca köyü, düşünceler...



Alabalık vadisinden doğan Manavgat  çayı, Oymapınar barajında   durulup gölleşmeden hemen önce Sinanhoca'dan  geçer.
Burası ilk bakışta, Antalya’ya bu denli yakın olmasına karşın, doğallığını koruyabilmiş ender yerlerden birisi gibi görünür insana.
Kara kovan ballarına, makiliklerin ve dağ çiçeklerinin  kokusu sinmiştir sanki.
Her mevsim başka renklerde akan soğuk çayında, ürkek kırmızı benekli alabalıklar gezinir.  
Sonbaharda, buza çalan maviliğin  hemen ötesinde başlayan kayalık dağların gümüşümsü yamaçları,  ağaçlarda ve yerlerde gezinen  yaprakların sarı, kahve ve  kırmızılarıyla doğanın en güzel tablolarından birisini yaratır.
Dağların sardığı küçük düzlük neredeyse köyün tüm kültür tarihini toplamıştır.
Acaba şu ahşap evin yanında duran  mahzun selvi ağacının Afganistan dağlarından, zeytin ve incirlerin Filistin ve Suriye'den, üzümlerin Hazar denizi güney kıyılarından, geldiğini bilen var mıdır buralar da?
Her öğlen köyün küçük camisinden yükselen ses, yine çok ama çok uzaklardan gelen bir inancın çağrısını köye yayar.
Amerikanın keşfi, haçlı seferleri, kavimler göçü, yunan kolonileri, Roma imparatorluğu, Osmanlılar ve daha nicelerinin  dağların ortasındaki şu  küçük vadiyi ve kültürünü birlikte ve yeniden yarattığına inanmak zor geliyor insana.

Adı ne?


Birgün Richard Feynman * ve babası korulukta yürürlerken, 
Küçük Richard “Şu kuşun adı ne?” diye sormuş. 
Babası “Bunu yanıtlayabilirim ama sana ne yararı olur? 
Biz bir ad koymuşuz, Çinliler başka bir tane.
Bilimde önemli olan isimler değildir.
Kuşlar kanatlarını nasıl kullanıp uçarlar? Yavru kuşlar nereden çıkar. 
Kuşlar evrim sürecinde ne gibi değişiklikler geçirmişlerdir.
Önemli olan bu gibi soruların cevaplarıdır.” 

Böylesi bir anlayışa gereksinimiz olduğu kanısındayım. 
Bir kavramın simge olarak önemi, yarattığı sorulara verilebilen yanıtların değeriyle ölçülür. 
Gerçeğin adı ve ona ulaşmanın olanağı ya da olanaksızlığı ne yarar sağlayabilir ki?
Kimi şeyleri takip etmenin, onu ele geçirmekten daha önemli olduğuna inananlar için ütopyalar değerlidir.
Ama lütfen nüansı gözden kaçırmayın.
Ütopyanın kendisinden öte, onun yarattığı devinim değerlidir.
Amaçlarıma ben böylesi bir anlayışla bakıyorum.

*Richard Feynman (1918-1988) 1965 Nobel fizik ödüllü bilim adamı.