6 Mart 2012 Salı

Düşüncelerimi durdurmak istiyorum




Hayallerimin beni mutlu kıldığını sanırdım, dün geceye kadar…
Dün gece kendimi aldattığımı fark ettim.
Onların hepsi umutlarımı geleceğe yönlendiren kocaman yalanlarımdan başka bir şey değiller.
Ya geleceği düşünüp umut ediyorum ya da geçmişi anımsayıp üzülüyorum.
Umut etmek istemiyorum, çünkü bir kez başladım mı uyuşturucu gibi kendine bağlıyor, onun dışında her şey olanaksızlaşıyor sanki.
Geçmişi de unutmak derinlere gömmem gerek.
Düşüncelerimi nasıl durdurabilirim acaba?

Sanki o durduğunda, beni mutlu kılacak bir varoluş ışıyacak arkasından

Sırıtmak



 


Hep merak etmişimdir,
Neden güleriz ya da somurturuz?
Bildiğim kadarıyla, doğada mutsuzluğunu ya da mutluluğunu böylesi anlatabilen  başka bir canlı yoktur.
En azından dudakları bir nedenle yukarı ya da aşağı bükülen canlının ne tür bir duygu içinde olduğunu bilmemiz zor ve belki de olanaksız olduğu söylenebilir.
Biz insanlar, çoğunluk sevgi dediğimiz bir duyguyu sahip olduğumuzda ve bunu hissettiren kişiyle birlikteliğimizde genelde gülümseyen bir yüz ifadesi taşırız.
Sevmediğimiz bir kişi veya ortam yine yüzümüzden ya da davranışlarımızdaki farklılıklardan anlaşılır denilebilir.
Gurur duymamamız gereken ve yine salt türümüzle ilgili ilginç olan bir üçüncü şık ise yüzümüzün ifadesini ve söylemlerimizi duygularımızdan farklı olarak da değiştirebilme yeteneğine sahip olmamızdır.
Geçmiş yıllardan kalan resimleri incelediğimizde onların gri kahveliğinde insanlar sanki normal yaşantılarının bir anından donmuşçasına bakarlar.
Onlarda, şimdinin renkli resimlerinde gördüğümüz ağzı kulaklarında mutluluk sergileyen kişiler çok enderdir.
Çağdaş dünyanın fotoğrafçıları hangi kelimeyi söylersek yüzümüzün mutlu bir ifadeye bürüneceğini söylemeleri ya da gülmeden çekmeyen fotoğraf makineleri yakın zamanlara ait olan bir ilginçlik.
Resimlerimiz ise her birimizin sanki ne denli mutlu olduğunun bir başkasına ispat belgelerine benzer.
Ve bu modern gerçek bana hüzün veriyor.

Çiğdem



Geride kalan yıllar çoğaldıkça anılarımın giderek yok olduğunu üzülerek görüyorum.
Kimileri neden silindi, unutamadıklarım neden duruyor keşke bilebilseydim. Anadolu çiçekleriyle ilgili cahilliğimi gidermek için bir kitap aldım ve keyifle günlerdir okuyorum.
Yabani zambaklar, katırtırnakları, menekşeler anemonlar, laleler arasında olağanüstü bir gezinti oluyor.
Çiğdem, bu doğa harikası güzel çiçeğe geldiğimde, beni gülümseten bir anım tüm güzelliğiyle canlanıverdi.
Şubat iç Anadolu’nun en çetin aylarından birisidir. Hava günlük güneşlik olsa da ayazdır.
Bozkırın bu mevsiminde çevrede ne yeşermiş bir ot, ne bir yaprak ve ne de bir çiçek görülür.   
Çeşit, çeşit bitki ve böcek toprak altında öylesine yatarak ılık yağmurları bekler.
Sarıçiğdem de bunlardan birisidir. 
Zarif soğanları ilk kırkikindi yağmurlarıyla birlikte eriyen kar sularının kabarttığı topraktan birbiri ardına yükseliverir.
Tüm mevsimleri karanlıkta geçiren çiğdemin parlak çiçeği sadece üç haftacık, sanki güneşe inat iki cılız yaprak arasından sarı, sarı ışıldar.
Sonra yeniden toprağın içine çekilerek yenibaharları bekler.
Çiğdem beni hep ikilemde bırakmıştır.
Onun da yaşamı bizim gibi güneş ve toprak arasında geçer.
Çoğu kişi ne alaka dese de, böylesi bir yaşam benim kimi insansı ölüm kaygılarımı azaltıyor.
O günlerde ilk kırkikindi yağmurlarıyla birlikte kırlara çıkar çiğdemleri soğanlarıyla birlikte çıkarıp bir iğde ağacının dikenlerine takardık.
Daha sonra ellerimizde torbalar ellerimizde çiğdemli iğde daları her kapıyı çalar, bir ağızdan neşeyle tekerlememizi söylerdik.

Çiğdem çiğdem çiçeği
Alaca bulaca saçağı
Dam üstünde boyunduruk                                          
Dura dura yorulduk
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kedisi ölsün

Kapıyı açanlar çiçeği aldıktan sonra torbamıza bakar ve pişecek olan çiğdem aşı için gereken malzemeleri eklerdi.
Günün sonunda kalan çiğdemlerle süslediğimiz yemeği hep birlikte kurduğumuz ortak bir sofrada yerdik.

İlkbaharın geldiğini artık takvimler sayesinde fark ediyorum.
Bunu çiğdem resimlerini görünce anladım.
Mutsuz kılan ve hiç de hoş olmayan bir varoluş duygusu.
  

Pink Peace



 



Pink Peace, beyaz ağırlıklı ama uçuk pembe dokunuşlarla süslenmiş olağanüstü güzel kokan bir güldür
Onunla ilk kez Kestel'de karşılaştım, hayran oldum ve hemen satın aldım.
Bekledim, bekledim ve günler sonra o zarif gonca yapraklarını araladı.
Karşımda kokusuz, renksiz sıradan bir çiçek vardı.
Tıpkı insanlar gibi…
Güller de, farklı iklimlerde ve farklı ortamlarda hiç umulmadık değişimler gösterebiliyor.

Palamut Bükü Ilgınları







Ilgın eski Türkçe yılgun’dan türemiş bir ağaç ismidir.
Onu ilk kez Datça’da küçük bir balıkçı köyü olan, Palamut bükünde farkettim.
Yeşile olan bunca ilgime karşı gözümden kaçmış.
Dallarının kendini öylesine zarif bir bırakmışlığı var ki, kim bilir belki de bu nedenle yılgınlığı anımsatmış olabilir.
Olmasa da bu düşüncemi sevdim ve hemen benimsedim.
Yeşiller arasında saklanır gibi duran, uçuk pembe ya da kırmızı zarif çiçeklerinin kokusu ve en hafif esintileri bile istekle yanıtlayan, sarkık ince dallarıyla ılgın gerçekten çok güzel bir ağaç.
Kimi sevgililerimi de anımsattı bana Ilgın, başkalarının göremediği, salt benim fark edebildiğim ve belki de bu nedenle aşık olduğum güzellerimi.
Tüm tatilim boyunca altında oturdum, yemek yedim, denize girdiğimde maviliklerin arkasından onu seyrettim.
Sonra ona sahip olmayı ve bahçemde görmek istediğimi fark ettim.
Datça’dan Antalya’ya yol boyu çiçekçilerde ne tanıyan, ne de satanı bulamadım.
Sonra buldum onu, ama nerede dersiniz?
Ev yapmak için aldığım tepenin ortasında duran, yıllarca gördüğüm ama fark edemediğim bir ağacı aramışım.




Mutluluğun eğitimi




En az bildiğimiz şeye en fazla inanırız.
Acaba çocukluk çağının, çoğu kişi için mutlu bir dönem olmasının nedeni bu olabilir mi?
İlk dogmalarımız bize yakın çevremiz tarafından verilir.
Bunların azı deney çoğu öğüt tarzındadır. 
Gençlik çağı sanırım bu nedenle inançlar için en kolay ölünebilen çağdır.
Sonra eğitim!
Para kazanma için yaptığımızı sanırız ama ne kocaman bir yanılgıdır bu.  
Gerçekte bizler toplumun mutluluğu için eğitim görürüz.

Bence en önemli eğitim bundan sonra başlar.
Mutlu bir yaşam için gereksinimiz olan eğitim!
Ve bunun ne yaşı, ne de zamanı var.

yaşanmış olana duyulan aşk




Kuzey rüzgarları esiyor günlerdir rüzgar tepesinde.
Dışarısı soğuk ve puslu, ama içerisi salt odun ateşinin verebileceği huzurlu gerçek bir sıcaklıkla tıka basa dolu.
Camın arkasından seyrettiğim alevlerin üstündeki çaydanlıktan buharlar yayılıyor.
Birazdan en sevdiğim porselen fincanımla, o çok sevdiğim çay ritüelime başlamalıyım, ama nasıl?
Oynaşan alevlere karşı yerleştirdiğim rahat kanepemin ateşe en yakın köşesini sevgili kedim kapmış, kıvrılmış uyuyor.
Bana da bulaşan öylesine huzurlu bir hali var ki, dokunmam mümkün değil.

Çok uzun zamandır yabancı olduğum bir şükran duygusunun içimi doldurduğunu duyumsuyorum.
Yaşanmış olana duyulan aşkın yarattığı mutluluk.